İran ambargosu Türkiye’ye fırsat: Zarrablar devrede, Van hamlede
ABD’nin ilk aşamasını 7 Ağustos’ta başlattığı İran yaptırımlarının ikinci aşaması, 5 Kasım’dan itibaren yürürlüğe girdi.
Bu kez, İran’ın petrol ve doğal gaz satışlarını engelleyerek en alt düzeye indirmeyi, İran’ı uluslararası bankacılık sisteminden dışlayarak finansal açıdan da çökertmeyi hedefleyen ikinci dalga yaptırımlarda muaf tutulan 8 ülkeden birisi de Türkiye.
Türkiye’nin İran ile hem petrol hem de doğal gaz alımı için yaptığı uzun süreli taahhütler içeren anlaşmaları var. Rusya ile birlikte İran, Türkiye’nin enerji tedariki açısından ilk sırada yer alıyor. Ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 50’sini İran’dan yapan Türkiye’nin, bu ülke ile 2023’e kadar uzayan doğal gaz anlaşması ise aynı zamanda “al ya da öde” koşulunu içeriyor.
Diğer deyişle, Türkiye İran’dan doğal gaz alımını durdursa bile, anlaşma uyarınca almadığı doğal gazın bedelinin yüzde 75’ini ödemeyi taahhüt etmiş durumda.
O nedenle, altı ay süreli muafiyetin bitiminde Türkiye’nin İran’dan petrol ve doğal gaz alımını durdurması güç, hatta olanaksız görünüyor. Belki cüzi bir ithalat için alternatif yollar denenebilir ancak büyük bölümünü yine İran’dan yapmayı sürdürmek zorunda.
2015’teki Nükleer Anlaşmaya kadar olan süreçte, yine yaptırımlarla karşı karşıya olan İran’a yönelik ambargoyu ‘petrol karşılığı altın ticareti’ mekanizması ile delme yollarını devreye sokan Türkiye’nin uyguladığı bu yöntem, İran için soluk borusu olmuştu.
Devlet bankası Halkbank üzerinden işleyen bu sistemin, aynı zamanda büyük bir rüşvet ve yolsuzluk çarkına dönüştüğü açığa çıkınca, 17-25 Aralık 2013’teki rüşvet ve yolsuzluk operasyonları patlak verdi.
O dönemde Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kabinesindeki dört bakan ile çocuklarının adının karıştığı yolsuzluk iddialarının odak noktasında ise şu anda ABD’de itirafçı olan İran asıllı Türk vatandaşlığına geçen genç işadamı Reza Zarrab vardı.
Türkiye’deki soruşturmalar daha sonra hakim ve savcıların değiştirilmesi ve ‘takipsizlik’ kararlarıyla kapatılırken, kurulan sistemin İran’daki ayağı olan Reza Zarrab’ın iş ortağı Babek Zencani ise tutuklanarak yargılandı.
Zencani, 4 milyar dolar tutarındaki petrol parasını zimmetine geçirdiği iddiasıyla idama mahkûm edildi. İran’daki davada, petrol karşılığı altın ticareti mekanizmasında, ‘İran’ın 14 milyar dolar tutarındaki petrol parasının Türkiye’de buharlaştığı’, savcının iddianamesinde yer aldı.
Yaptırımların delinmesine yönelik olarak New York’ta açılan davada ise Halkbank genel müdür yardımcısı Mehmet Hakan Atilla mahkûm olurken, ABD hazinesinin yürüttüğü soruşturma sonunda Halkbank’a para cezası kesilmesi gündemde.
Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile 1 Kasım’da yaptığı telefon görüşmesinde, Halkbank dosyasının sonlandırılması konusunun da ele alındığını ve Trump’ın bu konuda Hazine Bakanı’na talimat vereceğini söylediğini açıkladı.
Şimdi 5 Kasım yaptırımlarından muaf tutulan ve İran’dan petrol ve doğal gaz ithalatını sürdürmesine izin verilen Türkiye, muhtemelen daha sıkı şekilde Trump yönetiminin ve ABD hazinesinin merceği altında olacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, İran’a yönelik ABD yaptırımlarının yanlış olduğunu, bu tür kararların dünyada ticaret dengelerini bozduğunu belirterek; "Yaptırımlar konusunda bizim duruşumuz hep net olmuştur. Hele hele petrole yönelik konularda biz hep bunu söylemişizdir; bunlar alternatifsiz bir şeydir, dolayısıyla bir yaptırıma kesinlikle uymayız. Biz buradan şu anda 10 milyar metreküp doğal gaz alıyoruz. Biz bu doğal gazı almadığımız zaman, ben vatandaşımı kışın soğuğunda donduracak mıyım? Biz böyle bir şeye uyamayız, kabullenemeyiz" dedi.
Cumhurbaşkanının bu sözlerini, altı aylık geçici muafiyetin 2019 Mayıs’ında bitiminde, Türkiye’nin İran ile ticaretini, petrol ve doğal gaz ithalatını sürdüreceğinin bugünden ilanı olarak yorumlamak olanaklı.
Bu nedenle İran’ın SWIFT sisteminden dışlanması, uluslararası para sisteminden çıkarılması sonrasında, ticaretin nasıl yapılacağı, para transferlerinin nasıl gerçekleştirileceği, yeni delme mekanizmalarının mı devreye sokulacağı soruları tartışılıyor.
Önceki ambargo döneminde, Türkiye-İran ticaret hacmi 22-24 milyar dolar düzeyine kadar yükselerek, bugüne kadarki en yüksek tutarı yakalamıştı.
2015’teki Nükleer Anlaşma’nın ardından, yaptırımların aşama aşama gevşetilmesi sonrasında ise alternatifleri çoğalan İran, başta Almanya, Fransa, İtalya gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra, öncelikle Çin ve Güney Kore’ye pazarını tümüyle açınca, Türkiye nispi olarak geriledi.
Bunda, Türkiye ve İran’ın Suriye’de karşıt saflarda yer alması da etkili oldu. 2015’teki Rus uçağı krizine kadar, Suudi-Katar-ABD cephesinde saf tutan Erdoğan’ın İran’ı “Şiacılıkla, Pers yayılmacılığı” ile suçlaması ilişkileri gererken, karşılıklı sert açıklamaları da beraberinde getirmişti.
2016 Haziran’ında, Erdoğan’ın Putin’den özür mektubu ile Türkiye-Rusya ilişkileri normalleşme yoluna girerken; Türkiye, Suriye’de Rusya-İran ittifakına dahil oldu. Astana süreciyle, Türkiye-İran-Rusya üçlüsünün Suriye’deki işbirliği ivme kazandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu süreçte, İran-Türkiye ticaret hacmi için çıtayı 30 milyar dolara yükseltti. Yurt dışında açılması öngörülen Türk Ticaret Merkezleri’nin (TTM) ilki, geçen yıl Tahran’da açıldı. İstanbul Sanayi Odası’na (İSO) İran hükümetince tahsis edilen alanda, İSO üyelerince kurulacak özel sanayi bölgesi yanında, İranlı turistlerin artan ilgisi nedeniyle, THY Tahran dışında Tebriz ve İsfahan’dan da Alanya, Bodrum, Marmaris’e uçuşlar başlattı.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda (DEİK), uzun yıllar Türk-İran-Irak-Suriye İş Konseylerinin başkanlığını yürüten Atis Uluslararası Fuarcılık’ın yönetim kurulu başkanı Bilgin Aygül, ABD yaptırımlarının gerçekte akıllı bir stratejiyle Türkiye’ye büyük fırsatlar sunacağı görüşünde.
Ahval’e yaptırımlar sonrası oluşabilecek tabloyu ve ihtimalleri değerlendiren Bilgin Aygül şunları söyledi:
“Şu anda pek çok ülke ve şirket İran’dan çekiliyor. Fransız Total başta olmak üzere, Avrupalılar ikincil yaptırımlardan çekiniyor. ABD’yle ticaretlerinin etkilenmesini istemiyorlar. İran pazarında en etkili olan Çin bile, ambargodan muaf tutulmasına karşılık, ABD ile mevcut ticaret savaşlarından ötürü, İran yüzünden daha riskli durumlarla karşılaşmak istemiyor. Geri çekilme planları söz konusu. İtalyanlar da öyle.
İran pazarında hızla büyük bir boşluk oluşuyor. Bu boşluğu doldurma açısından en şanslı olan ülke Türkiye. Hem İran ile komşu hem de bu çevrede İran’ın tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek, sanayileşmiş başka ülke yok. İran’da çok gelişmiş bir yan sanayi var. Türkiye bu ihtiyacı karşılayabilir.
Burada hükümetin duruşu çok önemli. Şu ana kadar sergilenen tavır çok olumlu ve İran’da hem siyasi olarak hem de İran halkı nezdinde, çok ciddi karşılık bulmuş durumda. İran neredeyse 40 yıldır ambargo ve yaptırımlarla uğraştığı için, adeta aşılı. Çok farklı mekanizmalar geliştiriyorlar. Yerli paralarla ticaret, mevcut durumda bir alternatif olabilir ama şu dönemde fazla işe yaramaz. Türkiye’deki enflasyon nedeniyle TL çok değer kaybetti, İranlılar tercih etmez. Öte yandan İran Tümen’i daha da değersiz hale geldi. İki değersiz paradan değerli bir ticaret çıkmaz.
O yüzden dolar-euro üzerinden ticaret olacak ve İstanbul’daki sarraflar şimdiden devrede. Kapalıçarşı ve benzer diğer merkezlerde, ödeme sistemleri kurulmaya başladı bile. Önceki ambargo döneminde, 200’den fazla İran’ın önde gelen şirketi, işadamları, zenginleri Türkiye’de iş kurdu, şirket, tesis, ofis kurdu. Üretim yapıyorlar, İran’a mal gönderiyorlar. Bu işin önemli bir boyutu. İlave olarak doğuda sınır ticareti çok canlanacak, katlanarak artacak. Yani işler nakit dönecek. Daha önce Irak ambargosunda da Türkiye üzerinden aynı şekilde büyük ticaretler, bavullarla nakit para ve altın transferleri yapıldı ve karşılıklı ticaret yürüdü.”
Aygül, Türkiye-ABD ilişkilerinin rahip Brunson krizinin sona ermesinden sonra iyileşme yörüngesine girdiğini, Erdoğan yönetiminin önceki hataları yinelemeksizin, bunu devam ettirecek adımları atacağını, ABD ile yeni gerginlikler yaratmaktan ya da ilişkileri sertleştirmekten kaçınacağını düşündüğünü ifade ettikten sonra, şöyle devam etti:
“Altı aylık geçici muafiyetin bitiminde de Türkiye’ye tanınan muafiyetler, yeni bir kriz çıkmazsa sürecektir. ABD, NATO müttefiki bir ülkeyi çok da fazla sıkıştırmak, hırpalamak istemez. O yüzden Türkiye, şansını bu yaptırımları fırsata çevirme yönünde kullanabilir.
Şu anda İran pazarında neredeyse rakipsiz kalmış durumdayız. Hayat Holding-Kastamonu Entegre, İran’daki büyük yatırımlarıyla hijyenik kâğıt, kadın pedi, hijyenik kimyasallar pazarında rakipsiz lider. Gübretaş’ın milyarlarca dolarlık üretim ve yatırımı var. İran tarımı için çok önemli gübreler üretiyorlar. Tekstilde çok sayıda markamızın mağaza zincirleri var. Kozmetikte, yan sanayide, yedek parçada, Türk şirketleri bu dönemi pazar hâkimiyetlerini pekiştirip, kalıcı olmaya dönüştürecektir.
Son dönemde ikili ticaret, zirveye çıktığı 22 milyar dolardan 9-10 milyar dolara kadar geriledi. Bundan altını çıkartırsanız, İran’a ihracatımız 2-3 milyar dolara kadar düştü. Şimdi bu hızla katlanacaktır. Van çok hareketli. Van yakın gelecekte Doğu’nun İstanbul’u, en büyük ticaret merkezi olur. Zaten bir süredir Van’da ciddi bir İran sermayesi, hareketliliği var. Van’da sanayi yok ama Gaziantep’te de müthiş bir hareketlilik başladı ve bu iki il, İran’ın yeni soluk boruları olacak.
Hükümetin yeni bir Halkbank olayına girişmeyeceğini düşünüyorum. Bu ‘Special Account’ olayı, Irak ambargosunda da İran ambargosunda da hem Özal döneminde hem bu hükümet döneminde, çeşitli sıkıntılara neden oldu. O yüzden sistem sarraflar üzerinden ve nakit işleyecek. İran yurt dışındaki dövizlerin getirilmesini şart koşuyor ama bu dönemde bir kısmının dışarıda tutulmasına, ticarette kullanılmasına, ülkede mal sıkıntısı çekilmemesi için nakit olarak dışarıda kalmasına göz yumacaklardır.”